Birinci Dünya Savaşı ne zaman başladı diye sorduğumuzda aldığımız cevap şu:
Haziran-1914’de bir Sırp milliyetçinin Avusturya-Macaristan veliahdı Ferdinand’ı Saraybosna’da öldürmesiyle başladı…
O halde bir de şu soruyu soralım:
Suikast işlenip veliaht öldürülünce devrin gazetelerinde “Birinci Dünya Savaşı başladı” diye başlıklar atıldı mı?
Cevap hayır…
Peki, bu olayla başladığını kim söylüyor?
Birinci Dünya Savaşı’nı inceleyen/irdeleyen/araştıran tarihçiler…
Aynı şey İkinci Dünya Savaşı için de geçerli…
Hitler, 1938 sonu-1939 başında Çekoslovakya Südet Bölgesini (Sudetentland) işgal ettiğinde hiç kimse veya herhangi bir gazete İkinci Dünya Savaşı başladı demedi veya başlık atmadı.
Ama aslıda olan neydi?
Her iki örnekte de, başlayan bir dünya savaşı vardı…
Arkadaşlar!
Başlayan bir şeyin varlığını görmek için illa onun bir isim veya kavramla söylemesi gerekmiyor.
Küresel savaş farklı bir şey.
Mart-2020’de ilan edilen Pandemi gibi bir şey ama start noktası ve anı bilinmeyen doğal ve doğaçlama görünümlü bir dünyasal felakettir…
Bu örneklerden hareketle:
Şuanda yaşadığımız devrin ve dönemin ruhuna muvafık ve mutabık şekilde Üçüncü Dünya Savaşı Başladı ve genişleyerek/çeşitlenerek devam edecek.
Ve kanımca 2030’a kadar da devam edecek…
Ben kendi öngörü/tespit ve değerlendirmemi söyleyeyim:
Üçüncü Dünya Savaşı Rusya-Ukrayna savaşıyla başladı ve İsrail’in Gazze saldırısıyla ete-kemiğe bürüdü…
Son 2-3 yıldır düşen her uçak/batırılan her gemi/yaşanan her terör olayı/bir devletin diğerine yaptığı her tehdit/küresel veya ülkesel etki oluşturan her ekonomik-finansal manipülasyon/yaptırımlar/ambargolar/suikastlar/yönetim değişiklikleri Üçüncü Dünya Savaşı enstrümanlarıdır.
Tarihçilere göre;
Birinci Dünya Savaşı dört ila beş yıl,
İkinci Dünya Savaşı altı yıl civarı sürdü…
Ama Üçüncü Dünya Savaşı denilen bu savaş özellik ve niteliği çerçevesinde öyle farklı ki; ilk ikisine benzer bir dönemsel tanımlama yapmak bile pek mümkün olmayacaktır.
Çünkü yaşanan bu Üçüncü Dünya Savaşı oldukça bölgesel ve hatta noktasal/oldukça hibrit ve doğrusal olmayan/oldukça teknolojik/oldukça psikolojik/oldukça kirli ve bulanık/oldukça analiz ve okuması zor olan bir savaştır.
“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünde hareketle bir betimleme yapacak olursak; bilişim-yapay zeka-dijitalizasyon icat oldu neyin ne olduğu ve olacağı/kimin kime saldırdığı veya savunduğu/hangi ülkenin hangi ülkeyle nasıl bir iş tuttuğu belli olmayan ve dar alanda kısa paslaşmaların ziyadesiyle yaşandığı karanlık bir savaş yaşanıyor demek emin olun abartı olmayacaktır.
Arkadaşlar!
İtalya Başbakanı “2025 çok zordu ama 2026 çok daha zor olacak” diye boşuna demedi.
İngiliz Genelkurmay başkanı “Çocuklarınızı feda etmeye hazır olun” diye boşuna demedi.
Amerika, Avrupa’ya boşuna rest çekmedi ve Avrupa, boşuna deli gibi silahlanmaya başlamadı…
Neden?
Çünkü devam eden Üçüncü Dünya Savaşı yeni bir evreye giriyor.
Bu evre, savaştıranların da yer yer ve yeri geldikçe bizzat sahne alacağı yeni bir evre.
Başlayacak bu yeni dönemin öncelikle ve eşzamanlı en temel özelliği şunlar olacaktır:
—Savaşanların daha çok savaştırılması,
—Savaşsız kimi stratejik bölgelerin karıştırılması veya savaş başlatılması,
—Kazanıyor görünenle kaybediyor görünenlerin zaman zaman yer değiştirmesi,
—Ekonomik savaşın daha bir hız kazanması,
—Farklı savaş gerekçelerinin ortaya çıkartılması ve hatta haydut devlet olgusunun meşrulaştırılması,
—Son kertede ise herkesi savaştıran ama kendisi savaşmadan kazanların da savaşa katılması.
Temel amaç ise şu:
İster savaştır kazan,
İster savaşıp kazan,
İster savaşacak gibi yaparak kazan ama sadece kazan…
Gerisinde;
Yok insan haklarıymış/yok demokrasiymiş/yok uluslararası hukukmuş/yok savaş hukuku veya ahlakıymış/yok insanlar ölecekmiş veya açlıktan kırılacakmış; bunların hiçbir önemi yok!
Ya Türkiye?
Arkadaşlar!
Eğri oturup doğru konuşmak lazım.
Her bir ülkenin/hatta gelişmiş ülkelerin/hatta Avrupa ülkelerinin/hatta ve hatta Amerika’nın bile işinin çok zor ve girift bir süreç içerdiği bu üçüncü dünya savaşı evresinde Türkiye’nin de işinin çok zor olduğu ve olacağı aşikar.
Türk devlet aklının ve başta Sayın Erdoğan olmak üzere diplomasi yapıcı siyasi iradenin ciddi hazırlıklı olması yüreğimize bir nebze olsun su serpiyor.
Ama bu kadar kirli/bulanık ve ilkesiz bir savaş sürecinde ne Türkiye’nin ne de herhangi başka bir ülkenin güvenlik garantisi yok.
Kaldı ki, olabilirliği de zaten pek mümkün değil.
Yapılacak tek şey, proaktif bir dış politika/gelişmeleri doğru okuma ve isabetli projeksiyon yapma/hasarı minimize etmek için sürekli müteyakkız olma…
Evet, bu savaşı biz başlatmadık ama dışında da kalmamız pek mümkün gözükmüyor.
Not:
Yeni yıla girerken yine iç karartıcı sözler ettim; farkındayım.
Ama farklı ve tozpembe sözler etsem olacaklar değişecek miydi ki…
Artık alışmalı ama pes etmemeli, olacakları görmeli ama teslimiyetçi olmadan yaşamaya çalışmalıyız.
Dönem böyle bir dönem…
Buradan hareketle;
Her ne kadar kötü gelişmelere gebe olsa da; klişeye uyarak herkesin yeni yılını kutluyorum.
Ve diliyorum ki; ben yanılırım ve dünya çok daha az kötü şeylerle muhatap olur.
Her şeye rağmen inadına, dünyadaki tüm kötü gelişmelere rağmen, yine de yeni yılın sağlık, huzur, mutluluklar getirmesini yüce Allah’tan diliyorum. Zira bir tek ondan ümit kesilmez.
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.