Başlık “Kurtlar Vadisi-Irak, Kurtlar Vadisi-Suriye” ironisi gibi oldu ama biz filmografi kısmı geçip yazımıza başlayalım.
Terörsüz Türkiye Süreci’nin Suriye simülasyonu, an itibariyle başarıyla tamamladı.
Bunda sonra sürecin Türkiye kısmıyla ilgili gelişmelerin hızlanacağına eminim.
Çünkü bazen tarihin akışı bir olayın paydaşlarını yeni bir şeylere mecbur kılar.
Aslına bakarsanız, Terörsüz Türkiye Projesi Suriye’yi de kapsayan ve uluslararası mutabakatı barındıran bir paket program gibiydi.
Bu ikili sürecin,
Öznesi devlet, nesnesi “PKK/DEM Parti/YPG/SDG/”, resmi aktörleri Erdoğan ve Şara, fiili-aktif aktörleri ABD Büyükelçisi Barrack/Bahçeli/Öcalan/Mazlum Abdi/Suriye Dışişleri Bakanı/Şara’nın Aşiretlerden sorumlu danışmanı/Türkiye’nin Şam Büyükelçisi ve son tahlilde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan.
Türkiye ve Suriye’de iki temel nokta/iki temel referans vardı:
—Türkiye’de, Öcalan’ın 25 Şubat 2025’de “Silahlara Veda” özetli mektubu
—Suriye’de, Mazlum Abdi ile Şara arasında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli entegrasyon mutabakatı…
Suriye’de gelinen fiili durum şu:
10 Mart mutabakatı çerçevesinde yapılan nihai anlaşma…
Nedir bu anlaşmanın içeriği?
Kürtlere kimlik verilmesi/Kürtçe’nin anadil olarak kabulü,
Eşit yurttaşlık/SDG’nin(Suriye Kürtlerinin) Şam yönetimine entegrasyonu,
YPG’nin PKK’lı-yabancı unsurlarının ülke dışına çıkartılması,
Haseke’ye(Rojowa’ya) Şam tarafında vali atanması (Muhtemelen de Mazlum Abdi veya onun söyleyeceği bir isim atanacaktır)
Özetle içerik böyle…
Türkiye kısmına gelince;
Türkiye’de ilerleme çok daha zor ve yavaş oldu, oluyor.
Çünkü Suriye’deki fiili durumla Türkiye’nin siyasi/fiili durumu ve dikkate almak zorunda olduğu parametreleri çok farklı.
Ama bu demek değildir ki “Terörsüz Türkiye Süreci” akamete uğrayacak veya sonuca ulaşamayacak…
Çok yakın zamanda,
Sayın Cumhurbaşkanının liderliği, Bahçeli’nin kesin ve adanmış kararlılığı, Numan Kurtulmuş’un soğukkanlı yaklaşımı, DEM Parti’liler ve Öcalan’ın başka yol kalmadığını görmeleri, Devlet aklının ülkesel menfaatler doğrultusunda Türk siyasetinin ana bileşenlerini (MHP-DEM Parti-Ak Parti-CHP) buna icbar etmesi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın doğru okumalar ve yerinde öngörüsellik çerçevesinde ulusal ve uluslararası arenada kabul gören devlet adamlığı sayesinde Terörsüz Türkiye Süreci’nin de tıpkı Suriye’de olduğu gibi ete-kemiğe bürünmüş sonuçlarını göreceğiz diye düşünüyor, okuyor ve öngörüyorum.
Bu duruma nasıl gelindi ve bu yeni durum neleri getirecek?
Hep söylediğim gibi artık yeni bir “Dünya Düzeni” oluşturuluyor.
7 Ekim 2023’de Hamas’ın İsrail’e saldırmasıyla birlikte, bölgemizde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikardı.
Hatırlarsanız, bu saldırı için “İsrail’in 11 Eylül’ü” demiştim.
İşte o saldırıyla birlikte Ortadoğu’da bölgesel konsept ve konjonktür değişmeye başladı.
Tıpkı 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlık seçimi akşamında Bahçeli’nin “…çok şey değişecek, her şey değişecek” dediği gibi bir değişim…
Türkiye’nin planlanan ve başlatılan bu değişimden azade kalması mümkün değildi.
Ki öyle de oldu ve işaret fişeğini Bahçeli’nin sıktığı Terörsüz Türkiye Süreci başladı/başlatıldı.
Açık söyleyeyim;
Gerek Suriye’de gelinen fiili durumdan ve gerekse de Türkiye’de varılmak istenen fiili durumdan Kürtler karlı çıkmıştır, çıkacaktır.
Kaybeden ise Kürtler üzerinden ve Kürtlerin haklarını savunuyoruz diyerek terörizasyona başvuran örgütsel yapılar (PKK/YPG) ve bu örgütler üzerinden siyaset devşiren baron ve baroniçelerden müteşekkil siyasi yapılar kaybetmiştir, kaybedecektir.
Kaybedenler aslında Suriye’de SDG/PYD ve Türkiye’de DEM Parti olacak ve eğer siyasete devam etmek istiyorlarsa perspektiflerini sil baştan gözden geçirmek zorunda kalacaklardır.
Önümüzdeki günlerde,
Şara’nın, Kürtler için imzaladığı kararnamenin Türkiye versiyonunun da Türkiye koşul ve konjonktüründe realize olacağı düşüncesindeyim.
Aslında, Bahçeli’nin Suriye için dile getirdiği maddelerin, Türkiye için de bir nevi simülasyon olduğunu söylemek kehanet olmasa gerek.
Bu olursa Türkiye Devleti ne kaybeder?
Hiçbir şey kaybetmez. Bilakis 40 yıldır kronike hale gelmiş sorun sona ermiş olur.
Tam bu noktada şu soru aklınıza gelebilir:
Tamam ama bugüne kadar PKK ve YPG’ye destek veren Amerika ve İsrail buna nasıl müsaade etti, bu noktaya neden ve nasıl geldi?
Bunun cevabı olarak da Amerika ve Trump mihmandarlığında kurulan Gazze Heyeti ve Yürütme Kurulu’na bakın derim.
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Yürütme Kurulu’na dahil edilip Sayın Cumhurbaşkanı’nın Heyet üyeliği için davet edilmesi sizce tesadüf mü…
Tabi ki değil…
Bunun temel esprisi;
Filistin ve başta Hamas olmak üzere İsrail karşıtı örgütsel yapıların tasfiyesi ve bu tasfiye sürecinde Türkiye ve Türk Devlet temsilcilerinin Arap Mahallesindeki prestiji…
Şimdi de şunu sorabilirsiniz:
Türkiye, Suriye/PKK/YPG karşılığında Gazze konusunda Amerika ve İsrail’le birlikte mi çalışacak?
Buna vereceğim tek cevap şu:
Ülkesel menfaatler sözkonusu olduğunda şeytanla bile görüşmek ve çalışmak caizdir.
Hele de masada olmadığın takdirde menüde olma ihtimali çok yüksek olan bir denklemle karşı karşıya isen ve bırak kısmi kazanımları; olanı da kaybetme riski ve hatta ilave musibetlere düçar olma ihtimali ortada ise yel değirmeleriyle savaşmaya kalkmak olsa olsa basiretsizlik ve maceraperestlik olur ve olurdu.
Son Söz:
Bazı gazete ve televizyonlarda gördüğüm, kimi yorumculardan duyduğum gibi “YPG süpürüldü/PKK bitti/Türkiye vurdu-geçti” kabilinden yapılan ve sadece hamaset içeren yaklaşımlara itibar edilmemelidir.
Asıl iş şimdi başlamaktadır.
Bu yeni süreçte rehavete ve zafer sarhoşluğuna asla yer verilmemeli; dinamik/akıllı-akılcı ve proaktif politikalara devam edilmelidir.
Çünkü söz konusu Ortadoğu ve özellikle de Suriye sahası ise her an her şeye/her türlü ihanete ve rüzgarın terse dönebilirliğine azami dikkat edilmelidir.
Çünkü Ortadoğu’da,
Ne kimin kim ve ne olduğu bellidir, ne de kimsenin ne olmayacağı belli değildir.
Burada, insanların veya grupların veya devletlerin saf değiştirmesi hem gece ve gündüz kadar yakındır ve hem de gece ve gündüz kadar keskindir.
Gelişmelerin Getirdiği ve Gerektirdiği Bir Soru:
Suriye’deki gelişmeler sonrasında, Öcalan acaba DEM Parti’ye ve Kandil’e daha sert ve net bir uyarı yaparak Terörsüz Türkiye Süreci’ne sıkı sıkıya sarılmalarını aksi takdirde Suriye Devletinin, YPG/SDG’ye yaptığı süpürmenin bir benzerinin Türkiye Cumhuriyeti Devletince Kandil’e de yapılabilme ihtimalinden bahseder mi ki?
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.