Trump, Fed Başkanı’na adeta sövüyordu: Hadi bakalım senin atayacağın başkan indirsin faizi de görelim…

Yazıya bir tespitimle giriyorum:
Bu savaşın en önemli özelliklerinden birisi, düşündüğümüz ve her yeni gün öngördüğümüz şeylerin ertesi gün yanlış çıkmasıdır.
Buna rağmen, ben yine de bundan sonrası için düşünce ve öngörülerimi yazacağım.
Kuvvetle muhtemel ki bu savaşın kaderi 8 ila 10 gün içinde belli olacak:
Ya duracak ya devam edecek veya hem duracak hem devam edecek…

Açıklayayım:

Birincisi; Amerika-İsrail konsorsiyumu sürecek ve ABD Harg adasına asker çıkartacak.
Bu alternatif 6 ay sonra/Kasım başında yapılacak seçimler için Trump açısından büyük handikaba yol açabilir. Çünkü bugün itibariyle bile Trump’ın halk onayı yüzde 40 mesabesine düşmüş ve Amerikalıların yüzde 50’si neden savaşıldığının esprisini anlamıyor/kabullenmiyor.
İkincisi; tıpkı Suriye’de, Afganistan’da, Irak’ta olduğu gibi Amerika “benden bu kadar” deyip pılını-pırtısını toplayıp çekip gidecek. Ama Netenyahu’nun İsrail’i, kendi çapında savaşı devam ettirecek.
Bu durum ise birkaç sonuç doğuracak:
—Küresel çapta Yahudileri daha antipatik hale getirecek
—İsrail halkını daha zor/daha savaş karşıtı ve daha tedirgin duruma düşürecek.
Ki, zaten delinmez denilen Demir kubbenin delindiği aşikâr.
—Netenyahu için iki ucu boklu değnek durumu oluşacak.
Çünkü bugüne kadar savaş/saldırı ve çatışma üzerinden iktidarda kaldı ve iktidarını bugünlere kadar getirebildi.

Bir de, bu savaşın küresel bazlı kümülatif etkilerine bakarsak; bu savaş yarın bitse bile bunun hasarının giderilmesi ve yeni bir normalin oluşması en iyimser bakışla 4 ila 7 ay sürer. Ki, uluslararası bağımsız siyasi, ekonomik gözlemcilerin de düşüncesi böyle...

Peki, aslında ne oldu ve ne oluyor?
Arkadaşlar!
Savaşın başladığı 28 Şubat’tan buyana geçen 24 günde, takribi 10 trilyon dolar el değiştirdi.
Körfez boyutlu bölgesel bankacılık yüzde 75’ler mesabesinde değer kaybetti.
Daha da basitleştireyim; ne olursa olsun ama orası dokunulmaz/bir şey olmaz denilen ve dünyada başat bir yere sahip olan finans merkezi Dubai perişan oldu ve ne 6 ay, ne 10 ay, ne de 1 yıl sonra, Dubai eski Dubai olamayacaktır.
Yani demem o ki; savaşı başlatan Güç ve Akıl, yine “tavşana kaç tazıya tut” dedi ama ne tavşanı tazıya yakalattı ne de tazılara pirim yaptırdı.
Hem tazıları (ABD ve İsrail/Trump ve Netenyahu) koşturdu ve hem de tavşana, tazıların zaaf noktalarını gösterip hayatta kalma hakkı sundu.

Olan şu arkadaşlar!
Bu savaş hemen bitse de uzun uzadıya sürse de, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere ama özellikle gelişmekte olan ekonomiler, 2026 yılını büyük bir enflasyon dalgasıyla geçirecekler.
Bazılarımız sanıyoruz ki Hürmüz Boğazı açılınca ve petrol lojistiği normale dönüp varil fiyatı 100 dolarların altına düşünce her şeyde normale dönecek…
O iş, tam da öyle değil işte.
Son yazımda da dile getirdiğim gibi, yerel-ulusal medyadan, sosyal medya uygulama ve sosyal medya kanallarının verdiği bilgi ve haberlerden öğreniyoruz her şeyi.
Ama acaba her şey görünen veya gösterilen veya inandırılmaya çalışılan kadar mı?
Yahut da, oldu denilenler gerçekten oldu mu veya bilmediğimiz, görmediğimiz ve belki de bilinmesini istenmeyen neler oldu?
İşte gün ağarınca felaketin boyutu ve kar eriyince saklanan cesetlerin sayısı o zaman ortaya çıkacak.

Yani diyorum ki;
bu savaşın ne olduğu veya olmadığı, nelere mal olduğu ve kimlerin sonunu getirdiği/hangi ülkelerin köküne incir suyu sıkıldığı önümüzdeki ayla birlikte görülmeye başlanacak.
En önemlisi de; Altın, gümüş, Dolar, Avro, Ruble, Yuan, Sterlin, Tahvil, Borsa, Kripto gibi finansal enstrümanların belirleyiciliği ne hale geldi?
Düşünsenize; savaştan önceki bir yıl içinde altın ve gümüş akla ziyan şekilde değerlendi. Kimi borsalar çakıldı kimisi ise tavan yaptı.
Kimileri istikbal Yuan ve Ruble dedi, kimileri milli para, kimileri yine ve hep dolar ve kimileri ise borsa…
Peki an itibariyle finansal yatırım olarak (küçük veya büyük yatırımcı fark etmeksizin) sağlıklı bir öngörüde bulunulabilecek veya savaş bitince bile hangi finansal yatırım aracının daha makbul olabileceğini söylenebilecek?
Söylense bile, savaş öncesi kadar net bir dille söylenebilecek mi?

Son 7-8 yıldır hep söyledim ve yine söylüyorum:
Bir Yeni Dünya Düzeni süreci yaşıyoruz.
Bu esnada dünyanın herhangi bir coğrafyasında, bırakın savaşı; olağan görünen herhangi bir olayın bile olağan/spontane ve doğal seyrinde olduğunu hiç düşünmedim ve düşünmüyorum.
Tesadüflere inanmam.

Bu noktadan hareketle ve bahsettiğim gerekçe ve gerçekler çerçevesinde;
İran savaşının da iki haydudun/iki muhterisin/güncel Hitler ve Musollini’nin iktidar hezeyanı sonrası çıkan bir savaş olduğuna ve bu savaşın bir taktik/strateji ve planlanmış bir konseptinin olmadığına kimse beni inandıramaz.

Çok değil; önümüzdeki aylarda, neyin, ne ve niçin olduğunu hep birlikte görecek; “meğer ki o birileri sipere yatmış ve biz savaşın görünen yüzü ve tarafgir hamasetiyle meşgulken; onlar bir güzel parsayı toplamış ve amacına öyle güzel ulaşmış ki” demek durumunda kalacağız…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

OGÜNhaber